Hüsameddin Bayraklı’lı ve sıcak çaylı bir akşam..
Merhaba günlük mü desem ne desem sana. Şu anlık yazıyorum sadece devamlılığına değil. Hüsameddin Bayraklı’nın sesinden dinliyorum şu an Münacaat’ı. İsmet Özel’in kaleminden. Çay koydum aynı zamanda kendime. Hüsameddin abiyi dinleyip de çay içmemek olmaz. Çayın buğusuna takıldı bir an gözlerim. Geçen boş günlerim geldi aklıma. Aslında boş değil acılı. Şu tomurcuk çayının ağızda bıraktığı acıdan daha acı. Uzun süre ocakta kalan demlenmiş çaydan daha koyu ve daha sıcak. Can yakanından. Bir de Hüsameddin abinin o sesi eklendi üstüne doyma acının verdiği keyfe (!) Aslında geçmişin acısı bu sadece. Peki şu an ? Şu an sadece alışmış, uyuşmuş ve yorgun. Aynı zamanda da dostların verdiği biraz mutluluk. Aslında o ince belli bardağın üstünde tüten buhar gibi her zaman taze acılar. Ama farkedilmiyor. Ya da istenmiyor. Ya da ne bileyim işte. Ama şunu biliyorum acıtmasa bile unutulmayacak. Çünkü iz bırakanlar unutulmaz.